TEMEL HENTBOL OYUN KURALLARI

İki takım arasında oynanan bir takım oyunudur. Hentbol 30 dakikalık iki devreden oluşur. Defanstaki takım, hücum eden takımı ceza sahasının önünde kalelerine yaklaştırmamaya çalışır. D şeklindeki 6 m uzaklıktaki ceza sahasına kaleci dışındaki oyuncuların girmesi yasaktır.Savunm sırasında, defans oyuncuları belirli ölçüde rakip oyunculara temasta bulunabilirler. Aşırı faullü temaslarda oyuncu iki dakikalık oyundan çıkma cezası ile cezalandırılır ve ceza alan oyuncunun yerine oyuncu giremez. Cezası biten oyuncu veya yerine başka oyuncu girebilir.

Hentbol sahası 40 metre uzunluğunda ve 20 m genişliğinde diktörtgen şeklinde bir alandır. Kaleye 9 cm uzaklıkta kesik çizgilerle belirlenmiş ceza sahasında yapılan fauller penaltı olarak nitelendirilir. Penaltı atışları kalenin tam 7 m karşısından yapılır. Bu atışlara 7 m atışı da denir.Her takım sahaya 10’u saha oyuncusu, 2’si kaleci olmak üzere 12 oyuncu ile çıkar. Maç başlarken oyun alanı içinde, bir takımdan 6′ sı oyuncu, biri kaleci olmak üzere toplam 7 oyuncu bulunur. Kenarda 5 yedek oyuncu otururur. Oyun süresi içerisinde çizgi ile belirlenen bölümde, kendi aralarında her an istedikleri kadar oyuncu değiştirilebilirler. Oyunda amaç, rakip kaleye gol atmaktır.

Eğer bir oyuncu kurallar içinde topu rakip kaleye atar ve sokabilirse bu “gol” olarak kabul edilir. Takımlar, birbirlerinin kalelerine topu atıp gole çevirmeye çalışırken, gol olmaması için de savunma ile kendi kalelelerini korurlar. Top oyuncular tarafından sadece elle oynanır ancak, kaleci kalesini vücudunun tümüyle koruyabilir. Oyuncu, topu elinde en fazla 3 saniye tutabilir ve topla sadece 3 adım atabilir. İki devre sonunda en çok gol kaydeden takım galip gelir. Gol sayıları eşitse karşılaşma beraberlikle son bulur. Galibiyette 2 puan, beraberlikte 1 puan alınırken, yenilgide puan alınmaz.

Oyun basketboldaki gibi hava atışı ile başlar ve top çelindikten sonra tutan oyuncunun hava atışı yapılan yere 3 metre uzaklıkta olması zorunluluğu vardır. Defans yapan takım, hucum eden takımı ceza sahasının önünde kalelerine yaklaştırmamaya çalışır. Topun çapı bayanlar müsabakalarında 54-56 iken erkeklerde 58-60 cm dir.Topun ağırlığı erkeklerde 425 ile 475 gr bayanlarda ise 325 ile 400 gramı geçmemesi gerekir. Oyuncular topu sürerken iki kez tutabilirler ancak tuttuktan sonra üç saniye içinde ellerinden çıkarmak zorundalar ve topla en fazla üç adım atabilirler. Oyun iki hakemle yönetilir.

HENTBOLDE TEMEL TEKNİK BECERİLER

Hentbolun temel teknik becerilerini öğrenmek, karmaşık ve zor değildir. Çünkü topu yakalamak, pas atmak ve topu sürmek, herkesin çocukluğundan beri rahatlıkla yaptığı temel hareketlerdir. Devamlı ve bilinçli çalışmalarla hentbol teknik becerileri öğrenilebilir ve oyunun temelinde bulunan dayanıklılık, sürat, beceri, esneklik, sıçrama gibi motorik özelliklerde buna paralel kazanılabilir. Motorik özelliklerin kazanılması, organizmanın kuvvetlendirilmesi, duruş bozukluklarının önüne geçme, kollektif düşünme ve birlikte hareket edebilme alışkanlıklarının geliştirilmesinde, hentbol en uygun spor türlerinin başında gelmektedir.

TOP TUTMA VE PASLAŞMA

Hentbolde temel teknik beceriler top tutma ve paslaşmayla başlar. Çünkü oyunun gelişebilmesi bu becerilerin iyi kazanılmasına bağlıdır. Kural gereği, bir elle pas atabilmeli ve iki elle top tutabilmek gerekir.

TEMEL PAS (ELÜSTÜ PAS)

Henbolun en önemli ve güvenle yapılabilen pas şeklidir. Bu paslaşmada top iki elle hemen hemen omuz seviyesinde tutulur. Top parmaklarla kavranarak atış eline alınır . Bu durumda atış eli dirseklerden 90 derece geri bükülüdür. Sağ elini kullanan oyuncunun sol ayağı yere destek olarak öne alınır. Ağırlık arka bacaktadır. Atış sırasında sağ ayak öne hareket ettirilerek vücut topun gidiş yönüne doğru hareket ettirilerek top elden çıkarılır. Atış eli topu takip eder. Temel atış destek ayaklı veya destek ayağı olmaksızın yapılabilir.

BİLEKTEN PAS

Bel yüksekliğinde top iki elle tutulur. Ayaklar omuz hizası açıklığındadır. Top atılacak yöne bir adım atılır. Dirsek hedefi gösterecek şekilde kaldırılır. Top pas atılacak elin parmakları tarafından kavranır. Dirsek gerginleştirilerek, top bilekten itilerek pas yapılır. Kol ve bilek topu gidiş yönüne doğru takip eder.

TOP TUTMA

Top tutmanın dört temel prensibi vardır. Birincisi, iki el açık ve pas gelecek yöne dönük olmalı. İkincisi, topu takip etmek. Üçüncüsü, kollar gergin vaziyette ve topu karşılarken, kollar dirseklerden hafif bükülü vaziyette ve topu yumuşatarak kavramalı. Dördüncü prensip ise, topu yakaladıktan sonra, çabukça şut, pas, aldatma veya top sürme yapılmalıdır. Temel olarak bel üstü ve belaltı tutuş olmak üzere iki türlü tutuş vardır.

TOP SÜRME (DRIBLING)

Hentbolde basketbolda top sürmede iki farklılıkla hemen hemen aynıdır. Birinci farklılık, hentbolde top sürme öncesi ve sonrası üç adım atılabilir. İkincisi, top süren el topa temas ederken açık olmalıdır.Top sürmeye karar verildiğinde, el top üzerinde açık olarak yer alır. Top süren elin dirseği yaklaşık 90 derece bükülür ve gerginleşir. Parmaklar direk topla temastadır. Baş yukarıda olmalıdır.

ŞUT

Hentbolda şut, atakları skora dönüştürebilmek için sonuç hareketidir. Hentbolda dört temel şut çeşidi vardır. Bunlar temel şut, sıçrayarak şut, kanattan şut (Yana bükülü şut) ve düşerek şut’tur. Herbirinin kulanım durumu ve zamanına göre değişik avantajları ve teknikleri vardır.

TEMEL ŞUT

Bu şut şekli tamamen elüstü (temel) pas gibidir. Top parmaklarla kavranarak atış elindedir . Bu durumda atış eli dirseklerden 90 derece geri bükülüdür. Sağ elini kullanan oyuncunun sol ayağı yere destek olarak öne alınır. Ağırlık arka bacaktadır. Atış sırasında sağ ayak öne hareket ettirilerek vücut topun gidiş yönüne doğru hareket ettirilerek top elden çıkarılır. Atış el omuzu geriden atış yönüne doğru döndürülür. Atış eli topu takip eder.

SIÇRAYARAK ŞUT

Koşar durumda üç adım kullanılır. Atış elinin tersi ayak yerden son olarak kesilir. Şut eli yukarı ve geriye çekilir. Diğer destek kolu hafifçe vücudun önüne getirilir. Destek kolu geriye doğru alınırken aynı zamanda şut omuzuda şut yönüne doğru döndürülür. Atış kolu öne doğru kamçı gibi hareket etirilerek top elden çıkarılır. Vücut ve atış kolu topu gidiş yönüne doğru takip ederken, destek ayağı yere konur.

YANA BÜKÜLÜ ATIŞ (Kanat Şutu)

Genellikle bu atış, savunma oyuncusu kaleyi kapattığında, hücum oyuncusunun en etkili şekilde kullanabileceği bir atış şeklidir. Bu atış genellikle kanat pozisyonlarında kullanıldığından, öbür adıda kanat şutudur. Sağ elini kullanan bir oyuncu için, savunma yapan oyuncunun sağından atar gibi yaparken, vücudunu sol dayanma ayağının üzerinde yana büker. Top, kolun baş arkasından iyice bükülerek, atış kolunun aksi yönünden elden çıkarılır.

DÜŞEREK ATIŞ

Düşerek atış genellikle, yana ve öne olmak üzere iki formda yapılabilir. Düşerek atışın öne doğru yapılan formunda, oyuncu, başlangıçta bacaklar hafif açık, dizler bükülü ve kalça öne alınmış şekildedir. Oyuncu, dizlerin ve kalçanın öne doğru getirilmesi anında ve bununla birlikte atış omuzunun geriye alınmasıyla beraber düşme hareketine başlar. Bu sırada top gövdenin ön yanında tutulur. Düşme sırasında gövdenin üst kısmı yukarı doğru gerginleştirilir. Bu gerilmede omuuzn öne doğru çok hızlı alınması ve atış kolunun savurma şeklindeki hareketiyle top kuvvetli olarak elden çıkarılır. Düşme hareketi diğer elin yere dokunmasıyla yada atış omuzunun üzerine yuvarlanmayla son bulur.

Hentbol Oyun Kuralları


OYUN SÜRESİ : 
Oyuncuların yaşları 18 ve daha yukarı olan Bayan ve Erkek takımların oyun süresi 2 x 30dak., Yıldız Bayan ve Erkek Takımları için 2 x 25dak., Küçükler için 2 x 20dak.dır. Devre arası bütün takımlar için 10dak.dır. Bu süre hiçbir şekilde kısaltılamaz. İkinci yarıda takımlar saha değiştirirler. Oyun süresinin durdurulmasına ve yeniden başlatılmasına saha hakemleri karar verirler. Hakemler sürenin durdurulduğunu ve yeniden başladığını saat hakemine bildirirler. Oyun süresinin durdurulduğu ( Mola ) saat hakemine üç kısa düdükle ve “T” (Mola) işaretiyle bildirilir. Aradan sonra oyunun yeniden başladığını belirten bir düdük çalınmalıdır. Sonucun alınması gereken bir müsabakanın normal süresi beraber biterse, 5dak. Bir aradan sonra oyuna kura atışı ile başlanır. Uzatma devreleri 2 x 5dak.dır. Uzatma devreleri arasında ara verilmez ve saha değiştirilir. Eğer sonuç yine bozulmamışsa bir kura ile tekrar   2 x 5dak. oynanır. Eşitlik yine bozulmazsa 7 m. atışlarıyla maç son bulur. Eğer 1. devre geç bitirilmişse, 2. devre aynı oranda kısaltılır.
 GOL : Bir atışın gol olabilmesi için, atışı yapan oyuncunun ve takım
arkadaşlarının atış öncesi kural dışı hiç bir davranışta bulunmaksızın topun tümü ile iç kale çizgisini geçmiş olması gerekir. Bir savunma oyuncusu kural dışı davranışta bulunur ve bu arada top kaleye girerse gol sayılır.


Top, iç kale çizgisini geçmeden saha ya da saat hakemi düdüğünü çalmışsa buna gol kararı verilmez. Bir savunma oyuncusu tarafından kendi kalesine atılan top, daha önceden kale çizgisini geçmediyse gol sayılabilir.
Verilen bir gol kararından son başlama atışı yaptırılırsa, gol iptal edilemez. Ancak gol, oynamaya hakkı olmayan bir sporcu tarafından atılmış ise bu durumun tespit edildiği andan sonra atılan gol iptal edilir.
Gol atıldıktan sonra maçın bitiş düdüğü çalınmışsa, hakem başlama atışı yaptırmadan golü geçerli sayar. Daha fazla gol atan takım, galip takım olarak sayılır. Eğer her iki takımın gol sayısı eşit ise ya da maç sonuna kadar hiç gol atılmamışsa, maç beraber bitmiş sayılır.
OYUNCULAR: Bir takım 10’u saha oyuncusu ve 2’si de kaleci olmak üzere 12 oyuncu bulunur. Bu oyuncuların isimlerinin yazı cetvellerine geçmeleri gerekir. Oyun sahasında, aynı anda en fazla 7  oyuncu  (6’sı saha oyuncusu 1’i kaleci ) bulunabilir. Oyuncunun oyunda oynayabilmesi için, maç cetvelinde ismi olması ve maçın başlatıldığı sahada olması gerekir. Maçta oynamaya hak kazanmış bir oyuncu her hangi bir zamanda takıma değişme çizgisinden katılabilir.
Yedek oyuncular yazı/saat hakemini haberdar etmeksizin her an oyuna girebilirler. Ancak, değişecek oyuncuların oyun sahası tamamen terk etmiş olmaları şarttır. Bu kural kaleciler için de geçerlidir.
Not: Eğer oynamaya hakkı olmayan bir oyuncu sahaya girerse, rakip takımın lehine bir serbest atış verilir ve bu oyuncu diskalifiye edilir.
Eğer oyun kurallarının dışında fazladan bir oyuncu oyun sahasına girerse, bu oyuncuya 2dak. zaman cezası verilir bir başka oyuncuda onun yerine 2 dakika süreyle oyun sahasından alınır. Eğer zaman cezası almış bir oyuncu cezası dolmadan sahaya girerse cezası 2 dakika daha arttırılır ve bu zaman süresince başka bir oyucu oyun dışı kalır. Hangi oyuncunun sahayı terk edeceğini takım yöneticisi karar verir.

ATIŞLAR:       Başlama Atışı: Oyun başında kura sonucunda kazanarak topu seçen takımın rakibi olan takım tarafından uygulanır. İkinci yarının başındaki başlama atışını kullanan takım değil, diğer takım uygular.   Her golden sonra, golü yiyen takım maça başlama atışıyla başlar. Atış yapılırken her takım oyuncusu kendi sahasında bulunmalıdır.         Kenar Atışı:Top bütünüyle kenar çizgiyi aştığında ya da top dış kale  çizgisini aşmasından, savunma oyuncularından biri en son topa dokunduğunda verilir. Hakem atışı, hakem düdüğü çalmadan topa kenar ya da dış kale çizgisini aşmadan önce son kez dokunmayan takım tarafından uygulanır.

Aut Atışı: Top kale çizgisi dışına çıkarsa, aut atışı verilir. Kale sahasından yapılan aut atışı uygulanırken hakem işareti beklenmez. Top kale sahasında kalırsa, kaleci topu tekrar oyuna sokar. Kaleci aut atışından sonra ancak topa başka bir oyuncu dokunduktan sonra dokunur.                Serbest Atış : Hatanın yapıldığı yerden hakemin düdüğü beklenmeden  kullanılır. Hücumdaki takım lehine verilen serbest atış, çizginin dışından uygulanır. Serbest atışı uygulayacak oyuncu top elinde atışa hazır durumda iken top süremez ya da yere koyup alamaz. Tip yapamaz.

7 metre Atışı : Bu atış hakem düdüğünden sonra 3 saniye içerisinde kale atışı olarak kullanılmalıdır. Atışı yapan oyuncunun dışında hiçbir oyuncu kale sahası çizgisiyle serbest atış çizgisi arasında duramaz. 7 metre  atışı yapılırken savunma takımının tüm oyuncuları, atışı uygulayacak oyuncudan en az 3 metreuzaklıkta olmalıdır. Eğer, top atışı yapanın elinden çıkmadan savunan takım oyuncularından biri serbest atış çizgisinin üstünde yürür veya çizgiyi aşarsa, ya da 3 metremesafeyi bozarsa, aşağıdakilerden uygun olana karar verilir.

·        Top kaleye girerse gol geçerli olur.

·        Top kaleye girmediği zaman 7 metre atışı tekrarlanır. Hakem Atışı : Saha hakemi düdük çalmaksızın topu oyunun kesildiği anda topun bulunduğu yerden havaya dik olarak atar. Eğer topun engellendiği bu yer kale sahasının üzerindeyse, hakem atışı, serbest atış çizgisinin dışındaki en yakın yerden yapılır. Hakem atışı sırasında her bir takımdan birer kişinin dışında diğer tüm oyuncular hakeme en az 3 metre uzakta olmalıdırlar.

Atışların Uygulanışı : Atış yapılmadan önce topun, atışı yapacak olanın elinde tutulması ve bütün oyuncuların kurallara uygun bir pozisyon almış olmaları gerekir. Top atış yapanın elinden çıkınca atış yapılmış sayılır.

Atış yapan oyuncunun, atıştan sonra topa tekrar dokunabilmesi için topun bir başka oyuncuya veya kale direklerine çarpması gerekir.

CEZALAR

İhtar şu durumlarda verilir;
·        Rakibe karşı kural dışı davranışlarda
·        Rakip atışını uygularken yapılan kural dışı davranışlarda
·        Oyuncunu veya yöneticinin spor dışı davranışlarda
Maç süresince bir oyuncuya yalnız bir ihtar, bir takıma üç ihtar verilir. İstisnai durumlarda ihtar vermeksizin zaman cezası verilebilir. Eğer bir oyuncu üçüncü kez ihtar alırsa diskalifiye edilir.
Eğer zaman cezası almış bir oyuncunun cezası 1. yarı bitmezse, 2. yarıda cezasına devam edilir. Bu kural uzatmalar içinde geçerlidir. Oyun sahasındaki bir oyuncunun diskalifiye edilmesi, her zaman 2 dakikalık bir zaman cezasıyla bağlantılı olabilir.
Not: Sporculuk ruhuyla bağdaşmayan fiziki ve sözel ifadelerin kullanılması kural dışı ifadelerin içine girer. Eğer bir yönetici izinsiz sahaya girerse cezalandırılması gerekir.
Kartlar : İki çeşit kart vardır. Bunlar sarı ve kırmızı kartlardır. Sarı kart gösterildiğinde ihtar edilir. Kırmızı kart gösterildiğinde ise diskalifiye edilir.
HAKEMLER
Her müsabakada eşit yetkilere sahip iki hakem tarafından yönetilir. Yazı ve saat hakemi de bunlara yardımcı olur. Hakemler oyuncuların davranışlarını, oyun salonuna girdikleri andan oyun salonunu terk ettikleri ana kadar denetler.
Hakemler maçtan önce oyun alanını, kaleleri ve topu gözden geçirirler. Maç başlamadan önce baş hakem, yardımcıları ve her iki takımın kaptanlarının önünde kura atışı yapılır. Maç esnasında hakemler ara-sıra yer değiştirmelidirler. Her hangi bir durumdan dolayı hakemlerden biri maçı yönetemeyecekse diğer hakem maçı tek başına yönetir. Hiçbir kişi ve yetkili tarafından hakemin verdiği karar değiştirilemez. Siyah kıyafet yalnız hakemler içindir. Verilecek kararda iki hakemde farklı karar verirse daima en ağır ceza kullanılır.
YAZI ve SAAT HAKEMİ
Yazı hakemi, takım listelerini ve saat hakemi ile birlikte zaman cezası alan ya da maça geç gelen oyuncuların oynama hakkına sahip olup olmadıklarını ve saat hakemi ile birlikte oyuncuların oyuna katılmalarını denetler. Yazı hakemi yazı cetvelinin kurallara göre doldurulmasından sorumlu olup, yazı cetveline uygun notlar yazar.
Spor salonunda skorbord olmadığı durumlarda, oyunun kesilmesi durumunda, saat hakemi takım yöneticilerine maçın ne kadar süresinin oynandığı ve geriye ne kadar kaldığı konusunda bilgi verir.
Saat hakemi, zaman cezası verilmiş oyuncuya ya da sorumlu takım yöneticisine zaman cezasının başlangıç ve bitişini haber verir.
Eğer bir atışın sonucu bekleniyorsa saat hakemi şu durumlarda maçı veya devreyi bitirme işareti verir.
·           Eğer top kurallarına uygun olarak kaleye atılmışsa, bu durumda topun kale direklerine, üst direğe, kaleciye ya da savunma takım oyuncularından birine dokunması bir şey ifade etmez.
·           Eğer top kaleye girmezs koyar. İnsanları göreve yöneltir, değerlendirme ölçütü olurlar. Kurallar, sınıfta öğretmenin karar gereksinimini, öğrencinin yönlendirme aramasını azaltırlar. Bu yararları, her tür toplu yaşamda kurallar konmasını titizlikle uygulanmasını gerekli kılar. İyi vatandaş, değiştirilinceye kadar kuralara uyan, başkalarının uymasını da izleyendir.

Her şeyin aşırısının zararlı olduğu sözü, kurallar içinde geçerlidir. Kuralların aşırı katılıkla izlenmesi, tekdüzelik, can sıkıntısı hatta haksızlık yaratır, değişik durumlarda gösterilmesi gereken esnekliği önler, ilişkileri mekanikleştirir, morali düşürüp örgüt iklimini bozabilir. Katı kuralcılık amaçlarla, araçların yer değiştirmesine neden olur. Kurallar araç olmaktan çıkar, kuralla uymak amaç olur. Bu, yaşamak için yemenin, yemek için yaşamaya dönüşmesine benzetilebilir.

Kurallar, beklenen davranışın en alt düzeyini belirttiğinden, kişilerde kayıtsızlık, çaba düşüklüğü yaratabilir, birey, kuralın belirttiğinden fazlasını, iyisini yapmaktan kaçınabilir. Kurala uyulması yeterli olunca, örgütün düzeltme ve gelişme yeteneği zayıflar. Kuralların çok olması da beklentileri çoğaltıp davranışları  sınırlayarak gerilim yaratır, bu da gerilime karşı yeni kuralları gerektirerek kısır bir döngüye götürür(Aydın, 1988:53)

Yararlarını çoğaltıp zararlarını azaltabilmek için, kurallar, çok yönlü  ve iyi düşünülerek, başkalarının görüşleri alınarak grupça, konmalı az sayıda olmalıdır. Az sayıda olmasının yararlarından ikisi de hatırlanmasının kolay olması ve önemli görülmesidir.

Çok seyrekte olsa, nedeni belirtilerek, gerekli hallerde kurallar esnetilebilmelidir. Var olan kurallara özenle uyulmalı, ama yararlı olmaktan  çıktıklarında veya daha yararlısı bulunduğunda değiştirilmelidir. Kuralların olumsuz yanlarını hafifletmek için, izin verilen davranışlar listelenebilir, kuralların anlatımı olumsuz ve emir şeklinden kurtarılabilir: “izin almadan konuşmayın” yerine, “izin alarak konuşabilirsiniz” denebilir.

Kurallar, amaca gidişi kolaylaştırmalı, görev dışı davranışı azaltıp görevle ilgili olanı çoğaltmalı, öğrenme ortamı ve çevresinin rahatını, güvenliğini sağlamalı, komşu kişilerin ve yakın kişilerin rahatsız edilmesini önlemeli, amaca uygun davranışların ölçünlereni(standart) belirtmelidir. Bu amaçlara hizmet etmeyen kurallar gereksizdir. Gereksiz bir kural diğer kurallarında gereksiz olabileceğini düşündürür, kurallara karşı çıkılmasına neden olur, bu tür bir kurala göre ceza alan öğrenci, ders ve okuldan soğuyabilir, zamanını kuralı değiştirmeye ayırabilir ( Nathan, 1983: 81-92; 1991: 158 ).

Sınıf, günün önemli bir bölümünü birlikte geçiren insanları barındırır. Her tür birlikte yaşamın amaçlarına ulaşması, bu yaşam sürecinin düzenli olmasına bağlıdır. Düzeni sağlamanın yolu, eylemlerin kurallara bağlanmasıdır. Sınıftaki ilk günlerde sınıf kuralları öğrencilerin önerilerini alarak öğretmence veya öğretmen liderliğinde daha sonra belirlenirse, kuraldışı davranışa alışan öğrencilerin kurallara uyması güçleşir. Sınıf kuralları beklentileri iletmeli, okulun politikalarına uygun ve yazılı olmalı, kuralların mantığı açıklanmalıdır ( Jacobsen and others, 1985; Cargelosi, 1988: 119).

Birlikte yaşanana yerlerde özgürlük ve düzen birlikte, dengeli kullanılmalıdır. Aksi halde özgürlük bazen yerini başıboşluğa bırakır, başkalarına zarar verir. Öğrenciler de düzensizliği sevmez, baskıcı olmayan, yaşamın doğasından gelen bir düzen ister ( Boling, 1985: 95, 102 ).

Bu düzen kurallar aracılığıyla, herkesin yanlışını kabul edeceği bir ortam sağlamalıdır ( Nathan, 1983: 92 ).

Sınıfta öğrencinin işlevsel davranışı için gerekli süreç ve beklentiler belirlenmeli, kurallar buna uygun olarak konmalıdır. Okula geliş zamanından sınıfa giriş düzenine, kitap- defter getirmekten arkadaşlarıyla ilişkilerine kadar, çeşitli etkinlikler için belirlenecek işlevsel davranışlar, kurala dönüştürülür ( Grubaugh and Houston, 1990: 376 ).

Kurallar belirlendikten sonra,öğrencilere öğretilmeli, örnek çalışmalar yaptırılmalıdır. Okulun açıldığı ilk haftada sınıf kural ve süreçleri, programın bir parçası olarak öğretilmeli, dönütler değerlendirilip düzeltilmelidir ( Harris, 1991: 157 ).

Kurallara uyum, sınıfın üyelerinin hepsince izlenmelidir ( Raviv and others, 1990: 145 ).

Böylece, sınıftakilerin birbirini denetimi yoluyla öğrenciler toplumda gelecekteki rollerine de hazırlanmış olurlar.

Kuralların denetimine ilişkin öğretmen ilgisi, her alanı kapsamalıdır. Örneğin öğretmenin, öğrencinin kalemiyle bile ilgilenmesi, onun öğretmenle ilgili algılar oluşturmasına yol açar. Öğrenciler, ilk düzensizlik izlenimini aldıklarında başkalarını da ararlar, ama öğretmenin sınıf düzenini sağlamada kararlılığına anlarlarsa, yanlış davranışları azalır ( Doyle, 1986: 413 ).

Kuralları bilmesi, öğrencinin kendine güveni, morali, başarı üzerinde etkili olmaktadır ( Wandl, 1990, 488, 492, 493 ) kuralları uyum alışkanlık haline geldikçe, üst sınıflarda öğretmenin işi azalabilir. Özel duralmayı öğretir. Son çocukluk döneminde aşırı duyarlılığın yanında görülen bir başka özellik de, kolay etkilenmedir. Bu dönemdeki çocuklar, kendi arzularının öteki çocukların doğrultusunda olduğu inancındadır. Bu onların guruba kabul edilmelerini kolaylaştırır. Yaşam süreci içinde belki de hiçbir dönemde rastlanmayacak düzeyde kolay etkilenme, son çocukluk evresinde görülür. (Yavuzer, 1999; Schenk ve Danziger 1977)

Batı Ülkelerinde 6-12 yaş arası çocuklarda sosyal çevre çok genişler. Öğrendikleri ve uyguladıklarından zevk alırlar. Problemlerini ve kazanımlarını paylaşmayı öğrenirler. Kayba tahammülü öğrenirler. Bu dönemde çocukta cinselliğin doruk noktasına ulaşmadığı çocuklukla delikanlılık arasında bir süreçtir ve uyku devresi adını alır. (Ziyalar, 2006)

Bu dönem boyunca kişisel kimlik arayışı birçok yol izler. Erikson’a göre, bu arayış kişin bir toplum içinde verimliliği sağlamada yararlı beceriler öğrenmesi üzerine odaklaşır. Bu süreç, uygun cinsiyet rolü davranışlarının benimsenmesiyle devam eder. Okul çocuğun yaşamında önemli duruma gelir. Çünkü çocuklar zamanın büyük bir bölümünü orada geçirirler; öğretmenleriyle ve yaşıtlarıyla etkileşmeyi ve okuma, yazma, matematik gibi araçları nasıl kullanacaklarını öğrenirler. Bu araçlar Erikson’un çalışkanlı ve üretkenlik diye adlandırdığı duyguyu geliştirmekte çocuklara yardımcı olacaktır. Bütün bu alanlarda kazanılan başarılar, çocukları ergenliğe hazırlar. (Gander ve Gardiner, 1993; Erikson, 1984)

Didem KÜT

İnsan Gelişiminde Basamaklar, Bebeklikten Bilgeliğe Giden Yol

Erik H.Erikson (1902-1994) bir Alman psikanalist olup, Viyana Psikanaliz Enstitüsü’nde egitimini tamamlamıştır. Amerika’ya gelerek Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi ve daha sonra da Yale Üniversitesi Psikiyatri bölümlerinde çalışmıştır. Sonrasında Kaliforniya Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmüştür. En buyuk yapıtı olan “Çocukluk Çağı ve Toplum” bu dönemde,1950 yılında yayınlanmıştır. Bu eser insanın tüm hayat süresi boyunca fiziksel, bilişsel, dürtüsel, cinsel değişiklikler ve bu dönemlerde yaşanan krizler ile şekillenen, ego gelişiminin ve oluşabilen patolojik durumların bir çizelgesidir. Erikson bu şekilde insan ego gelişimini sekiz evreye ayırarak incelemiştir.

Erikson, hayatı sekiz döneme ayırarak incelemiştir. Bu dönemlerin her birinde ya da daha çok içsel kriz yaşanmaktadır. Eğer kriz başarılı bir şekilde atlatılmışsa kişi güç kazanarak, bir sonraki basamağa rahatça geçebilir.

Erikson’un basamakları, zamanla sınırlı olmayıp gelişim süreklidir. Kişilerde bazı sorunlar bir dönemden, başka bir döneme taşınabildiği gibi ağır stres altında da o sorunlar yeniden açığa çıkabilmektedir. Bazen de yoğun stres ile kişilerde daha önceki basamaklara geri dönüş gözlenebilir.

Biz size bu başyapıtı tanıtmaya çalışacağız.

Birinci Evre ( Temel Güvene Karşı Güvensizlik Dönemi):

Bu dönem Freud’un oral dönem olarak adlandırdığı evredir. Doğumdan ilk 1,5 yaş dönemine dek sürer. Bu dönemde çocuk her şeyi kendi ağzı ile yaşar. Çocuk herşeyi ağzına götürerek öğrenir. İstenen ve verilen ne varsa o anda alınır. Ağız bu dönemde vücudun en duyarlı bölgesidir. Asal işlev anne memesini arayıp, bulmak, emmek ve gıda almaktır. Ana-babanın bebeğe güven verici bir şekilde besleyici yaklaşımı , çocukta ileri dönemde dış dünyaya karşı olumlu beklentiler içinde oluşun temelini atar. 6. aydan itibaren dişlerin çıkışı ile birlikte ısırma dürtüsü gelişir. Daha önceki pasif dönem, aktif hale dönüşür. Isırma ile zevk almaya başlar. Bebek anne memesini ısırınca, memenin ağzından çekildiğini farkeder. Bu durumda ısırma isteğini frenlemeyi öğrenirken, çevresini de etkileyebildiğini görür. Bu sayede çevresindekilerden ayrı bir varlık olduğunu öğrenmeye başlar. Çocuk diğer duyularını da kullanma yeteneğini geliştirir. Elini uzatarak çevresindekileri yakalamaya, ele geçirmeye çalışır. Bu dönemde çocuğun ebeveynleri çocuğun ihtiyaçlarını düzenli bir şekilde ve zamanında karşılarsa çocukta bir güven, iyimserlik ve ümit hissi gelişir. Bu güven sadece çevresindekilere karşı değil, aynı zamanda kendine ve kendisinin yapabileceklerine karşı da kazanılır.

Bu durumun oluşamadığı durumlarda, çocuk istediğini, gereksindiğini elde edemediğinde, güvensizlik hissi geliştirir.

Bir bebeğin çevresi ile iyi bir ilişkisinin, uyumunun varlığı istekli ve rahat bir şekilde beslenmesi, uykunun düzenliliği, rahat idrar çıkarma ve dışkılaması ile belirlidir.

Çocuğun bu dönemdeki ilk sosyal başarısı anne-baba gözü önünde olmadığında, ağlayıp, korku duymadan, kaygı ya da öfke göstermeden bu duruma dayanabilmesidir. Çocuk artık ebeveynlerinin yanından uzaklaşmasına katlanabilmeyi başarır. Büyüyen çocuk artık ana babası yanında olmadan, kendisini sevdiklerini, onu terk etmediklerini kavrar. Ailesi o an yanında olsa da olmasa da sürekli olarak sevildiğini, kendisinin onlar için önemli olduğunu bilir. Çocuğun çevresi ve iç dünyası her iki durumda da sabit ve düzenli olup, dış ve iç dünyası birbiri ile uyumlu ve sorunsuzdur. Çocukta ilk benlik duygularının temeli bu dönemde atılır. Bu donemin ilerlemesi ile çocukta emekleme, ayakta durup, yürüyebilme, dışkılama gibi aşamaları gerçekleştirme için özgüven duygusu gelişmeye başlar. Bu süreç iyi bir anne-çocuk ilişkisi gerektirir. Bebeğin fiziksel (beslenme, tuvalet ihtiyacı, çevresel koşullardan korunma gibi) gereksinimlerinin karşılanması kadar, hatta daha çok duygusal açıdan beslenmesi; çocukta iyilik, güvenlik duygusunu, sağlıklı bir birey olma hissini oluşturacaktır. Geçen günler içinde elbette ki bir takım şeylere sahip olamayıp, ya da yapamayıp hayal kırıklıklarına uğrayacaklardır. Ancak bu sınırlanmaların aslında bir anlamı olup, toplumsal gereklilikler olduğu izlenimi verilmeli, her davranışın olumlu ya da olumsuz sonuçları olabildiği gösterilmelidir. Keyfice ve duruma göre değişen sınırlanmalar kişide sorunlu bir kişilik yapısı oluşumuna yol açabilmektedir.

Bu dönemin uygun bir şekilde yaşanamaması, ebeveynlerin yokluğu ya da yanlış tutumları nedeniyle sağlıklı bir şekilde geçilememesi halinde ileri dönemde kişilerde kötümserlik, paranoid ya da sanrısal bozukluklar, ümitsizlik şeklinde tavırlar, içekapanıklık (şizoid kişilik), alkol-madde bağımlılıkları gelişebilir.

İkinci Evre ( Özerklik-Bağımsızlığa Karşın Utanç ve Şüphe Dönemi):

Freud’un anal dönem olarak adlandırdığı dönemdir. Bu dönem 1-3 yaş arasını kapsamaktadır. Bu dönemde çocuk konuşmaya başlar, barsak kontrolü ile dışkısını tutabilmeye başlar ve istemli kas kontrolü kendini gösterir. Çocuk dışkısını tutup, bırakabildiğini keşfeder. Bu şekilde çocukta işbirliği ya da inatçılık şeklinde davranış yapıları gelişebilir.

Aile eğer çocuğa karşı aşırı koruyucu olmadan, yeterli özgürlük ve desteği verirse, çocukta özgüven duygusu gelişerek, çevresindekileri ve dış dünyayı kontrol edebileceği hissi gelişir. Bu olmaz, çocukta otonomi cezalandırılıp, aşırı koruyucu olunursa öfke, şüphe ve utangaçlık kendini göstermeye başlar.

Aile tarafından çok erken dönemde ya da aşırı bir baskı ile dışkı eğitimi ya da başka eğitimler uygulanacak olursa, çocuğun iç kontrolünü sağlaması yolundaki gelişimi olumsuz etkilenerek, gerileme ya da yanlış gelişimlere yol açılabilir. Aynı şekilde aile tarafından uygulanabilen aşırı koruyucu tutumlar da çocuğun özdenetimini ya da yargılama yeteneğini zayıf bırakacağından özgür iradesinin gelişimini sekteye uğratacaktır. Bu durumda kişide ileri dönemde utanç ve şüphe gibi tutumlar baskın hale gelebilecektir. Çocuk ailesinden edindiklerinin ötesine geçmekte zorlanacaktır. Bu dönemi uygun bir şekilde geçemeyen birey, ileri dönemde etrafındakilerin kendisini kontrol altına almak istediği şeklinde paranoid bir yapı geliştirebilir. Mükemmeliyetçilik, esneklikten yoksun olma şeklinde tavırlar bu donemdeki sorunlardan köken almaktadır. Çocuğun dışkısını tutup-bırakma arasındaki birbiri ile zıt eğilimlerinin getirdiği çatışma, daha sonra cimrilik, esneklikten yoksunluk, sabit fikirlilik, mükemmeliyetçilik ile bir arada olan obsesif-kompulsif kişilik yapısının temellerini atar.

Çocuğun etrafındakiler bu dönemde onu kendi işlerini yapıp, yere sağlam basma, yardımsız kendi ayakları üzerinde durma konusunda cesaretlendirmelidir. Sahip olma ve sahip olduklarını bırakma arasındaki sağduyu ve dengeyi ( dışkılamada olduğu gibi) oluşturarak, uygun yargı yeteneğinin gelişmesine olanak sağlamalıdırlar. Bu dönemde çocuğun özgür iradesini kullanarak, seçimler yapıp, deneme -yanılma yolu ile öğrenimi engellenirse, kendi bedeni üzerinde bunları yapmaya çalışacaktır. Bu da obsesif-kompulsif bozukluğa eğilimi arttıracaktır. Dediğim dedik ve herşeyin detaylarına inen bir davranış yapısı oluşabilecektir. Çocuk bu sırada yaşanan sorunlar nedeniyle utanç ve başkalarına kıyasla kötü olduğu duyguları içine girebilecektir. Gelişen çocuk kendini, vücudunu, düşünce ve hedeflerini pis ya da olumsuz olarak görebilecektir. Kendi değerlerine inancı sarsılmadan, zedelenmeden kendi vücudu, düşünceleri ve davranışlarına uygun bir şekilde denetim sağlayabilmesi başarılabilirse, ileri dönemde iyi niyetlilik, işbirliği, sevgi, özerklik ve kendini sunabilme yetileri süreklilik kazanabilecektir.

Çocuklukta gelişen, kendisinin denetimindeki bu özerklik duygusu, ileri dönemlerde adaletli yaşamı, yasalara saygıyı, kurumlara güvenin oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

Üçüncü Evre (Girişime Karşı Suçluluk Dönemi):

Freud’un fallik-ödipal dönem olarak adlandırdığı dönemdir. 3 yaş ile 5 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Çocuğun iskelet-kas sistemi üzerine hakimiyetinin artışı ve dil becerilerinin gelişimi ile dış dünyanın keşfi ve orada rol almak şeklinde üstünlük-büyüklük düşünceleri başlar.Çocukta aşırı bir merak, cinsel organlarla ilgili yoğun düşünceler, başkaları ile rekabet ve çevredekilere fiziksel olarak zarar verme görülür. Çocuğun cinselliğe olan giderek artan merakı grup içi cinsel oyunlara, kendi ya da yaşıtlarının cinsel organlarına dokunma davranışlarına yol açar. Eğer aile bu davranışları aşırı bir şekilde bastırıp, korkutarak önlemeye çalışırsa, ileri dönemde cinsel alanda sorunlu ve baskılanmış bireyler oluşur.

3. Yaş sonuna doğru kas gücü ve düşünce yeteneği gerektiren uğraşlara başlar. Bu sırada çevrelerince yetersiz hissettirilirlerse, ileri dönemde kendisinin başlattığı aktiviteler nedeniyle suçluluk hissi yaşayabilirler. İnsiyatif kullanma konusunda bu dönemde oluşan çatışmaları, kendi potansiyellerini, gerçekleştirebilecekleri en iyi davranışlarını sergilemelerine engel olabilir. Tutku ve hırs kavramları bozulabilir.

Yaşıtları ile oynayarak, onlarla nasıl ilişki kurabileceğini öğrenir. Eğer bu dönemde saldırgan dürtülerine hakim olabilmesi, uygun bir şekilde sağlanırsa çocukta insiyatif kullanabilme yetisi ve tutku sahibi olma özelliği gelişir. Çocuk kendi davranışlarını sınırlamayı öğrenir. Saldırgan dürtülerini oyun, yarışma, eşya kullanma gibi yapıcı bir yöne yönlendirerek, başarılı ve sorunsuz bir çözüm sağlar. Aşırı baskılanma çocuğun girişimciliğini ve hayal gücünü kısıtlar. Çok güçlü bir süperego gelişimine neden olarak, ileride ya hep ya hiç tarzında düşünme, çevresindekileri kendi ahlak kalıpları içine girmeye zorlama şeklinde davranışlara yolaçabilir. Bu dönem başarılı bir şekilde aşılırsa sorumluluk, kişisel disiplin özellikleri gelişir.

Bu dönemde yasaklanmış dürtülerin baskılanması ile kişide suç ve kaygı duyguları oluşur. Bu gelişen taslak ileride ahlak kavramını oluşturacaktır.

Bu dönemde çocuk, oedipus ve elektra kompleksleri denen karşıt cins ebeveyne yakınlaşıp, kendi cinsinden olan ebeveyni rakip gibi görme şeklindeki gelişimsel düşüncelerden kurtulup, kendi insiyatifini ortaya koyarak, kendinde gelişen ahlak kuralları ve yaşam prensipleri çerçevesinde daha az çatışmalar ve suçluluk duyguları hissederek yaşamayı öğrenir.

Bu dönem başarılı bir şekilde yaşanamaz ise, suç ve girişim arasındaki çatışma ileri dönemde yaygın anksiyete bozukluğu, konversiyon bozukluğu da denen somatoform dissosiyasyonlara, fobik bozukluklara ve psikosomatik bozukluklara yol açabilecektir.

Bu dönemde cinsel organların uyarılabilmesi görülmektedir. Bu değişim ile birlikte, uyarılma sonucu ayıplanma, cezalandırılma korkusu başlamakta, cezalandırılma sonucunda çocuğun kendi cinsel organının kesileceği ya da tahrip edileceği şeklinde korkuları başlayabilmektedir.

Vücut daha bir gelişmekte, buna düşünsel gelişim de eklenmektedir. Gelişen çocuk kendi işlevlerinde daha etkin olup, insiyatif kullanmaya başlar. Karşılaştığı başarısızlıkları tolere edebilmeye, olmazsa kendine başka hedefler belirlemeye çalışır. Sorumluluklar üstlenmeye, ufak planlar yapmaya başlar. Bir önceki donemde varolan özerklik, artık daha bir amaca yönelik, daha mantıklı ve uyumludur.

Bu dönemde sergilenen düşünsel ve vücutsal çaba sonucu sağlananlar ve elde edilen hazzın çevrece yoğun eleştirisi, suçluluk duygularına yolaçmaktadır. Annenin bir numarası olma amacı ve bu uğurda sergilenen tavırlar, kıskançlık, suçluluk duyguları ve kaygıya neden olabilir. İleri dönemde, çocuğun kendi içinde ana-babanın kendine koyduğu yasaklar ve uygulanan eleştirileri mumla aratan bir denetleme kurumu – baskın bir süperego- gelişebilir.

Bu dönem uygun bir şekilde yaşanırsa, çocuk sınırlarını bilerek, çevresiyle uyumlu bir şekilde görevler üstlenir, eşya ve amaca uygun nesneleri kullanarak, mutluluk ve başarı duygusunu daha çok tadar.

Dördüncü Evre (Üreticiliğe Karşın Küçüklük-Değersizlik Dönemi):

Freud’un latent dönem olarak adlandırdığı dönemdir. 5 yaş ile 11 yaş arası dönemi kapsamaktadır. Okul çağı dönemidir. Bu dönemde çocuk cinsel açıdan bir durgunluk dönemine girerken, yaşıtları ile ilişkileri artarak, yeni şeyler öğrenme ve birşeyler üretmenin hazzını yaşamaya başlar. Kendini örnek aldığı kişilerle özdeşleştirerek, çeşitli alanlarda roller üstlendiği şeklinde düşlemler kurar. Eğer çocuk bu dönem öncesini ve bu dönemi başarılı bir şekilde geçememiş ise aşağılık ve yetersizlik duyguları geliştirir. Kişinin çevresindekiler bu dönemin aşılıp, yeterlilik duygusunun gelişmesinde asal rol alırlar.

Bu dönemde çevresel etkenler, okul ve görevlerle kendisinde daha önce varolan olgun olmayan istek ve hayallerini bırakarak, daha gerçekçi hedeflere yönelmeye başlar. Çevresi ya da kendisi için bir takım faaliyetlere girip, kazanımlar elde ederek, çevresinde destek bulmayı, onaylanmayı öğrenir. Birşeyler yaparak, başladığı işi bitirmenin keyfine varmaya başlar. Kendinden yaşça büyük ya da daha deneyimlileri izleyerek araç-gereç kullanmayı öğrenir, el ve vücut becerisi geliştirir.

Bu yaş grubunda çocuğun anlayışlı, sabırlı, ilgili ana baba, öğretmen, patron, iş ve okul arkadaşları ile karşılaşamaması ya da onlar arasında zayıf-uygunsuz bir noktada bulunmaları halinde, yetersizlik ya da aşağılık duyguları gelişir. Çocuğa ayrım uygulanması, aşağılanması ya da aşırı koruyucu tavırlarda bulunulması, çocuğun kendisiyle aynı cinsiyetteki ebeveyn ile kendini uygunsuz bir şekilde karşılaştırması gibi durumlarda aşağılık ve yetersizlik hissi gelişebilir. Kendisine göre üst konumdaki kişileri örnek alamayıp, yanlış kişileri örnek alabilirler. Okul ya da mesleğe hazırlık dönemi ilk olarak ailede başlar. Ailenin bu hazırlık dönemini yeterli düzeyde yapmaması ya da beklenilen ideal okul hayatına ulaşılamaması durumunda, çocuğun akademik gelişimi aksayabilmektedir. Bazı durumlarda da aşağılık duygusu yerine para, güç ve saygı görmek için aşırı bir dengeleyici dürtüye sahip olunabilir. İş kişi için hayatta en önemli şey haline gelmiş olabilir.

Eğer büyüyen çocuk hayatını, hedeflerini, düşlemlerini sadece iş üzerine yoğunlaştıracak olursa, kendi duygusal ya da ruhsal gelişimini kısıtlayabilir.

Bu dönemde diğer kişilerle birlikte ortak bir şeyler yapma, başkalarının varlığında ya da denetiminde görev alma başladığından işbölümü, diğerlerinden farklı olarak sahip olduğu özelliklerin verdiği haz duyguları yaşanmaya başlar.

Beşinci Evre (Kimlik Duygusuna Karşın Rol Kargaşası):

11 yaştan ergenliğin başlamasına dek süren evredir. Bir kimlik hissinin gelişimi bu evrenin asal amacıdır. Sağlıklı bir kimlik hissinin temelinde, daha evvelki evrelerin başarılı bir şekilde yaşanması yatmaktadır. Uygun kişilerin örnek alınması bu süreci kolaylaştırmaktadır. Bu evrede ahlaki değerlerde değişim gözlenebilmekte, ancak sonrasında her alanda olduğu gibi burada da taşlar yerine oturmaktadır. Daha önceki inanç, düşünce ve alışkanlıklar sorgulanmaya başlar. Vücutsal büyüme ve cinsel gelişim gözlenir. Çevrelerince nasıl görülüp, değerlendirildikleri ve hangi mesleğe daha uygun olduklari şeklinde düşünceleri bulunmaktadır.

Daha önce yaşanılan evden ve ebeveynlerinden ayrılıp, kendi ayakları üzerinde durarak hayatını yaşamak bu dönemdeki önemli bir hedeftir. Aileden ayrılamamak ve uzamış bağımlılık davranışları oluşabilir. Bu dönemde kişide rol kargaşası oluşması önemli bir sorundur. Kişide cinsel, sosyal, mesleki vb. alanlarda kendini bir yere ait hissedememe, çevreden uzaklaşıp tek başına yaşama ya da uygun olmayan seçimleri yeğleme sonucunda psikotik türde ya da suça yönelik davranışlara neden olmaktadır. Birey kendisini yetersiz hissedebilir. Kendilerini güçlü görebilmek için bir takım özellikleri ön plana çıkararak, önemli kişilere benzemeye, onların tarzlarını edinmeye başlarlar. Bu evrede cinsel kimlik sorunları başlayabilmektedir. Kişiler kimlik krizlerini aşabilmek için, ortak kimlik sunan bir takım çeşitli alt grup ya da çetelere girebilmekte ya da yerel kahramanları örnek alabilmektedirler.

İlk gençlik aşkları yaşanmaya başlar. Ancak bu aşklar daha masum ve kendini arayışın birTEMEL PAS
Henbolun en önemli ve güvenle yapılabilen pas şeklidir. Bu paslaşmada top iki elle hemen hemen omuz seviyesinde tutulur. Top parmaklarla kavranarak atış eline alınır . Bu durumda atış eli dirseklerden 90 derece geri bükülüdür. Sağ elini kullanan oyuncunun sol ayağı yere destek olarak öne alınır. Ağırlık arka bacaktadır. Atış sırasında sağ ayak öne hareket ettirilerek vücut topun gidiş yönüne doğru hareket ettirilerek top elden çıkarılır. Atış eli topu takip eder. Temel atış destek ayaklı veya destek ayağı olmaksızın yapılabilir.
BİLEKTEN PAS
Bel yüksekliğinde top iki elle tutulur. Ayaklar omuz hizası açıklığındadır. Top atılacak yöne bir adım atılır. Dirsek hedefi gösterecek şekilde kaldırılır. Top pas atılacak elin parmakları tarafından kavranır. Dirsek gerginleştirilerek, top bilekten itilerek pas yapılır. Kol ve bilek topu gidiş yönüne doğru takip eder.
TOP TUTMA
Top tutmanın dört temel prensibi vardır. Birincisi, iki el açık ve pas gelecek yöne dönük olmalı. İkincisi, topu takip etmek. Üçüncüsü, kollar gergin vaziyette ve topu karşılarken, kollar dirseklerden hafif bükülü vaziyette ve topu yumuşatarak kavramalı. Dördüncü prensip ise, topu yakaladıktan sonra, çabukça şut, pas, aldatma veya top sürme yapılmalıdır. Temel olarak bel üstü ve belaltı tutuş olmak üzere iki türlü tutuş vardır.
TOP SÜRME (DRIBLING)
Hentbolde basketbolda top sürmede iki farklılıkla hemen hemen aynıdır. Birinci farklılık, hentbolde top sürme öncesi ve sonrası üç adım atılabilir. İkincisi, top süren el topa temas ederken açık olmalıdır.Top sürmeye karar verildiğinde, el top üzerinde açık olarak yer alır. Top süren elin dirseği yaklaşık 90 derece bükülür ve gerginleşir. Parmaklar direk topla temastadır. Baş yukarıda olmalıdır.
ŞUT
Hentbolda şut, atakları skora dönüştürebilmek için sonuç hareketidir. Hentbolda dört temel şut çeşidi vardır. Bunlar temel şut, sıçrayarak şut, kanattan şut (Yana bükülü şut) ve düşerek şut’tur. Herbirinin kulanım durumu ve zamanına göre değişik avantajları ve teknikleri vardır.
TEMEL ŞUT
Bu şut şekli tamamen elüstü (temel) pas gibidir. Top parmaklarla kavranarak atış elindedir . Bu durumda atış eli dirseklerden 90 derece geri bükülüdür. Sağ elini kullanan oyuncunun sol ayağı yere destek olarak öne alınır. Ağırlık arka bacaktadır. Atış sırasında sağ ayak öne hareket ettirilerek vücut topun gidiş yönüne doğru hareket ettirilerek top elden çıkarılır. Atış el omuzu geriden atış yönüne doğru döndürülür. Atış eli topu takip eder.
SIÇRAYARAK ŞUT
Koşar durumda üç adım kullanılır. Atış elinin tersi ayak yerden son olarak kesilir. Şut eli yukarı ve geriye çekilir. Diğer destek kolu hafifçe vücudun önüne getirilir. Destek kolu geriye doğru alınırken aynı zamanda şut omuzuda şut yönüne doğru döndürülür. Atış kolu öne doğru kamçı gibi hareket etirilerek top elden çıkarılır. Vücut ve atış kolu topu gidiş yönüne doğru takip ederken, destek ayağı yere konur.
YANA BÜKÜLÜ ATIŞ (Kanat Şutu)
Genellikle bu atış, savunma oyuncusu kaleyi kapattığında, hücum oyuncusunun en etkili şekilde kullanabileceği bir atış şeklidir. Bu atış genellikle kanat pozisyonlarında kullanıldığından, öbür adıda kanat şutudur. Sağ elini kullanan bir oyuncu için, savunma yapan oyuncunun sağından atar gibi yaparken, vücudunu sol dayanma ayağının üzerinde yana büker. Top, kolun baş arkasından iyice bükülerek, atış kolunun aksi yönünden elden çıkarılır.
DÜŞEREK ATIŞ
Düşerek atış genellikle, yana ve öne olmak üzere iki formda yapılabilir. Düşerek atışın öne doğru yapılan formunda, oyuncu, başlangıçta bacaklar hafif açık, dizler bükülü ve kalça öne alınmış şekildedir. Oyuncu, dizlerin ve kalçanın öne doğru getirilmesi anında ve bununla birlikte atış omuzunun geriye alınmasıyla beraber düşme hareketine başlar. Bu sırada top gövdenin ön yanında tutulur. Düşme sırasında gövdenin üst kısmı yukarı doğru gerginleştirilir. Bu gerilmede omuuzn öne doğru çok hızlı alınması ve atış kolunun savurma şeklindeki hareketiyle top kuvvetli olarak elden çıkarılır. Düşme hareketi diğer elin yere dokunmasıyla yada atış omuzunun üzerine yuvarlanmayla son bulur.