Geçmişte verilen efsane cevaplar

Sokrates Ölüme mahkum edildiğinde, eşi: Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca… Sokrates :Ne yani,birde haklı yere mi öldürülseydim! diye cevap verir.

Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile’ ye hasımlarından biri: – “Efendim” demiş “Kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi?”
Galile: – “Doğru” demiş “Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mi?”

Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş: – “Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.”

Churchill, hemen cevap göndermiş:
– “Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. ikinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.””
 
Eflatun’a iki soru sormuslar. Birincisi ; “Insanoglunun sizi en çok sasirtan davranışları nedir ? ”  Eflatun tek tek siralamis :

– Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarini özlerler… 
– Para kazanmak için saglıklarını yitirirler. Ama saglıklarını geri almak için de para öderler… 
– Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar… 
– Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler…
 Sira gelmis ikinci soruya ; “Peki sen ne öneriyorsun?” 

Bilge yine siralamis ; 
– Kimseye kendinizi “sevdirmeye” kalkmayın! Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi “sevilmeye” bırakmaktır… 
– Önemli olan; hayatta “en çok seye sahip olmak” değil, “en az şeye ihtiyaç duymaktır”..
 
Napoleon Bonapart İspanya’yı savaşta yendiğinde İspanya Kral’ı Napoleon’a:

– Siz sadece para toprak ganimet elde etmek için savaşırsınız oysa biz şeref için savaşırız, der…
Napoleon’da İspanya Kral’ına:
– Evet doğru herkes neye ihtiyacı varsa onun için savaşır.
 
Bir zamanlar fikirlerine duyulan saygıdan ötürü sık sık konuşmalara davet edilen bir haham varmış. Teolojik konularda konuşmak üzere Doğu Avrupa ve Rusya’da çokça seyahet edermiş…Birgün bir konuşmaya giderken şoförü kenara çekmiş ve: “Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum…

Bana bir iyilik yapın; ben sizin yerinize geçeyim siz de benim şoförümmüş gibi davranın.” demiş. Fikir bilge hahamın çok hoşuna gitmiş; yer değiştirmişler.
Ancak haham şoförünü dikkatli olması konusunda uyarmış:”Eğer Tanrı’nın yasaları hakkında bir soru sorarlarsa dikkatli ol, yakalanma!” Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorula bütün soruları doğru cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada konu hakkında bilgili, azıcık ta ukala bir haham, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir teoloji sorusu sormuş…Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:”Bu kadar bilgili bir haham olarak bu soruyu nasıl soruyorsunuz! O kadar kolay ki yanıtı şoförüm bile yanıtlayabilir. Şoför buraya gel ve bu alakasız adamlara Tanrı’nın yasaları açıkla!”
 
Amerikalı iş adamı, bir Çinliye alay ederek sormuş:
-Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek? Çinli başını kaldırmadan cevap vermiş…-Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.
 
Zamane gençlerinden biri;bir toplantıda Akif’i küçük düşürmeye çalışıp:
– Siz veterinerdiniz, değil mi? Demiş.
Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş…

-Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
 
Necip Fazıl Kısakürek vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp; “Üstad, Peygambere ne diye gerek duyuldu? Biz kendi yolumuzu bulabilirdik.” diye sorunca… Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan;”Ne diye vapura bindin yüzerek geçsene karşıya” cevabını vermiş
 
Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfike göstererek fikrini sorar:
Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:
– İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!
Neyzen Tevfik şu cevabı verir…
-Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.
 
Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçirlemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates’e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş.Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates, gayet sakin:
– “Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum” demiş. 
Fatihe sorarlar
– İstanbul’u niçin fethettin?
Cevap verir…
– Önce o benim gönlümü fethettiği için!
 
Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla: 
– “300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor” der. 
 Alparslan önemsemeyerek şöyle der…
Onlar telaşsın, zira biz de onlara yaklaşıyoruz